MEZHEPLER VE DiNiMiZ

taha tahrim talak
esariler
mutezile
havaric
maturidiyye
sufiler
si`a (el isna asariye)
bahaiyye
ibadiyye
durziler
hristiyanlar
tansir cemaati
istisrak
baticilik
laiklik
masonluk
siyonistlik
yahudilik
islam tarihi
tevhidin manasi ve kisimlari
islam-iman ve rukunleri
kuran meali
bakara,beled,beyyine,buruc meali
casiye,cin,cuma meali
duha,duhan meali
enfal,en`am,enbiya meali
fatir,fatiha.fecr,felak
fetih,fil,furkan,fussilet
gasiye meali
hac,hadid,hakka,hasr,hicr
hucurat,hud,humeze meali
brahim ihlas ikra infitar insan
insikak insirah isra
kadir kaf kafirun kalem kamer
karia kasas kehf kevser
kiyamet kureys
leyl lokman
maide
maun mearic
muhammed
mutaffifin
mucadele muddesir
mulk mumin
muminin mumtehine
murselat muzzemmil
nahl nas nasr
naziat nebe necm
nisa nuh nur
rad rahman rum
sad saff saffat
sebe secde
sems suara sura
taha tahrim talak
tebbet tegabun tekasur
tekvir tevbe tin
tur
vakia
ameli mezheplerimiz

Ta-Ha Suresi
 
  Tefsir İçin Ayet Numaralarını Tıklayınız
135 âyet olup Mekke'de nâzil olmuştur. Sûr ismini başındaki Tâ-Hâ harflerinden almıştır.
Hz. Ömer'in bu sûre vesilesiyle müslüman oluşu, İslâm tarihinin önemli bir hatıra sayfasıdır.


Eûzübillâhimineşşeytânirracîm
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Tâ. Hâ. 
2. Biz, Kur'an'ı sana, güçlük çekesin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt olsun diye indirdik. 
3. Biz, Kur'an'ı sana, güçlük çekesin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt olsun diye indirdik. 
4. (Kur'an) yeri ve yüce gökleri yaratan Allah tarafından peyderpey indirilmiştir. 
5. Rahmân, Arş'a  istivâ etmiştir.
6. Göklerde, yerde ve ikisi arasında bulunan şeyler ile toprağın altında olanlar hep O'nundur. 
7. Eğer sen, sözü açıktan söylersen, bilesin ki O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir. 
8. Allah, kendisinden başka ilâh olmayandır. En güzel isimler O'na mahsustur. 
9. (Resûlüm!) Musa (olayının) haberi sana ulaştı mı? 
10. Hani o, bir ateş görmüş ve ailesine: Bekleyin! Eminim ki bir ateş gördüm. Belki ondan size bir meş'ale getiririm veya ateşin yanında bir rehber bulurum, demişti. 
11. Oraya vardığında kendisine (tarafımızdan): Ey Musa! diye seslenildi: 
12. Muhakkak ki ben, evet ben senin Rabbinim! Hemen pabuçlarını çıkar! Çünkü sen kutsal vâdi Tuvâ'dasın! 
13. Ben seni seçtim. Şimdi vahyedilene kulak ver. 
14. Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah'ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et;  beni anmak için namaz kıl. 
15. Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Herkes peşine koştuğu şeyin karşılığını bulsun diye neredeyse onu (kendimden) gizleyeceğim. 
16.Ona inanmayan ve nefsinin arzularına uyan kimseler sakın seni ondan (kıyamete inanmaktan) alıkoymasın; sonra mahvolursun! 
17. Şu sağ elindeki nedir, ey Musa?
18. O, benim asamdır, dedi, ona dayanırım, onunla davarlarıma yaprak silkelerim; benim ona başkaca ihtiyaçlarım da vardır. 
19. Allah: Yere at onu, ey Musa! dedi.
20. Onu hemen yere attı. Bir de ne görsün, hızla sürünen bir yılan değil mi! 
21.  Allah buyurdu: Al onu! Korkma! Biz onu şimdi ilk haline sokacağız. 
22. Bir de elini  koltuğunun altına sok ki, bir başka mucize olmak üzere o, kusursuz ve lekesiz beyazlıkta çıksın. 
23. Ta ki, sana, (böylece) en büyük âyetlerimizden bazılarını gösterelim. 
24. Firavun'a git. Çünkü o iyice azdı. 
25. Musa: Rabbim! dedi, yüreğime genişlik ver. 
26. İşimi bana kolaylaştır. 
27. Dilimden (şu) bağı çöz. 
28. Ki  sözümü anlasınlar. 
29. Bana ailemden bir de vezir (yardımcı) ver, 
30. Kardeşim Harun'u. 
31. Onun sayesinde arkamı kuvvetlendir.
32. Ve onu işime ortak kıl. 
33.  Böylece seni bol bol tesbih edelim. 
34. Ve çok çok analım seni. 
35. Şüphesiz sen bizi görmektesin. 
36. Allah: Ey Musa! dedi, istediğin sana verildi.
37. Andolsun bizsana bir defa daha lütufta bulunmuştuk. 
38. Bir zaman, vahyedilecek şeyi annene (şöyle) vahyetmiştik: 
39. Musa'yı sandığa koy; sonra onu denize (Nil'e) bırak; denizonu kıyıya atsın da, benim düşmanım ve onun düşmanı olan biri onu alsın. (Ey Musa! Sevilmen) ve benim nezaretimde yetiştirilmen için sana kendimden sevgi verdim. 
40. Hani, kız kardeşin gidip "Ona bakacak birini size bulayım mı?"  diyordu. Böylece seni, gözü gönlü mutluluk dolsun ve üzülmesin diye annene geri  verdik. Ve sen, birini öldürdün de seni endişeden kurtardık. Seni iyiden iyiye denemeden geçirdik. Bunun için yıllarca Medyen halkı arasında kaldın. Sonra  takdire göre (bu makama) geldin ey Musa! 
41. Seni, kendim için elçi seçtim. 
42. Sen ve kardeşin birlikte âyetlerimi götürün. Beni anmayı ihmal etmeyin. 
43.Firavun'a gidin. Çünkü o, iyiden iyiye azdı. 
44. Ona yumuşak söz söyleyin. Belki o, aklını başına alır veya korkar. 
45. Dediler ki: Rabbimiz! Doğrusu biz, onun bize
aşırı derecede kötü davranmasından yahut iyice azmasından endişe ediyoruz. 
46.Buyurdu ki: Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim; işitir ve görürüm. 
47. Haydi, ona gidin de deyin ki: Biz, senin Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını hemen bizimle birlikte gönder; onlara eziyet etme! Biz, senin Rabbinden bir âyet getirdik. Kurtuluş, hidayete uyanlarındır. 
48. Hakikaten bize vahyolundu ki: (Peygamberleri)  yalanlayan ve yüz çevirenlere azap edilecektir. 
49. Firavun: Rabbiniz de kimmiş,  ey Musa? dedi. 
50. O da: Bizim Rabbimiz, her şeye hılkatini (varlık ve özelliğini) veren, sonra da doğru yolu gösterendir, dedi. 
51. Firavun: Öyle ise, önceki milletlerin hali ne olacak? dedi. 
52. Musa: Onlar hakkındaki bilgi, Rabbimin  yanında bir kitapta bulunur. Rabbim, ne yanılır ne de unutur, dedi. 
53. O, yeri size beşik yapan ve onda size yollar açan, gökten de su indirendir. Onunla biz çeşitli bitkilerden çiftler çıkardık. 
54. Yeyiniz; hayvanlarınızı otlatınız. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için (Allah'ın kudretine) işaretler vardır. 
55. Sizi ondan (topraktan) yarattık;  yine sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi ondan çıkaracağız. 
56. Andolsun biz ona (Firavun'a) bütün (bu) delillerimizi gösterdik; yine de yalanladı ve diretti.
57. Dedi ki: Bizi, yaptığın büyü ile yurdumuzdan çıkarasın diye mi geldin, ey Musa? 
58. Öyle ise, muhakkak surette biz de sana, aynen onun gibi bir büyü getireceğiz. Şimdi sen, seninle bizim aramızda, ne senin, ne de bizim muhalefet etmeyeceğimiz uygun bir yerde buluşma zamanı ayarla. 
59. Musa: Buluşma zamanınız, bayram günü, kuşluk vaktinde insanların toplanma zamanı olsun, dedi. 
60. Bunun üzerine Firavun dönüp gitti. Hilesini (sihirbazlarını) topladı; sonra geri geldi. 
6l. Musa onlara: Yazık size! dedi, Allah hakkında yalan uydurmayın! Sonra O, bir azap ile kökünüzü keser! İftira eden, muhakkak perişan olur. 
62. Bunun üzerine onlar, durumlarını aralarında tartıştılar; gizli gizli fısıldaştılar. 
63. Şöyle dediler: "Bu  ikisi, muhakkak ki, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzuortadan kaldırmak isteyen iki sihirbazdırlar sadece." 
64. "Öyle ise hilenizi kurun; sonra sıra halinde gelin! Muhakkak ki bugün, üstün gelen kazanmıştır." 
65. Dediler ki: Ey Musa! Ya sen at veya önce atan biz olalım. 
66. Hayır, siz atın, dedi. Bir de baktı ki, büyüleri sayesinde ipleri ve sopaları, kendisine gerçekten koşuyor gibi  görünüyor. 
67. Musa, birden içinde bir korku duydu. 
68. "Korkma! dedik, üstün gelecek olan kesinlikle sensin." 
69. "Sağ elindekini at da, onların yaptıklarını yutsun. Yaptıkları, sadece bir büyücü hilesidir. Büyücü ise, nereye varsa (ne yapsa) iflah olmaz." 
70. Bunun üzerine sihirbazlar secdeye kapandılar; "Harun'un ve  Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler. 
71. (Firavun) Şöyle dedi : Ben size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi! Hakikat şu ki o, size büyü öğreten  ulunuzdur. Şimdi elleriniz ile ayaklarınızı tereddüt etmeden çaprazlama keseceğim  ve sizi hurma dallarına asacağım! Böylece, hangimizin azabının daha şiddetli ve  sürekli olduğunu iyice anlayacaksınız. 
72. Dediler ki: "Seni, bize gelen açık açık mucizelere ve bizi yaratana tercih edemeyiz. Öyle ise yapacağını yap! Sen, ancak bu dünya hayatında hükmünü geçirebilirsin." 
73. "Bize, hatalarımızı ve senin bize zorla yaptırdığın büyüyü bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah, (mükâfatı) en  hayırlı ve (cezası) en sürekli olandır."
74. Şurası muhakkak ki, kim Rabbine günahkâr olarak varırsa, cehennem sırf onun içindir. O ise orada ne ölür ne de  yaşar! 
75. Kim de iyi davranışlarda bulunmuş bir mümin olarak O'na varırsa, üstün dereceler işte sırf bunlar içindir. 
76. İçinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan Adn cennetleri! İşte arınanların mükâfatı budur. 
77. Andolsun ki biz Musa'ya: Kullarımla birlikte geceleyin yola çık da (size) yetişilmesinden korkmaksızın ve (boğulmaktan) endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç, diye vahyetmiştik.
78. Bunun üzerine o, askerleri ile birlikte onların peşine düştü. Deniz onları gömüp  boğuverdi. 
79. Firavun, kavmini saptırdı, doğru yola sevketmedi. 
80. Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık; Tûr'un sağ tarafına (gelmeniz için) size vâde tanıdık ve size kudret helvası ile bıldırcın eti lütfettik. 
81. Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yeyiniz, bu hususta taşkınlık ve nankörlük de etmeyiniz; sonra sizi gazabım çarpar. Her kim ki kendisini gazabım çarparsa,  hakikaten o, yıkılıp gitmiştir. 
82. Şu da muhakkak ki ben, tevbe eden, inanan ve yararlı iş yapan, sonra (böylece) doğru yolda giden kimseyi bağışlarım. 
83. Seni acele ile kavminden ayrılmaya sevkeden nedir, ey Musa! 
84. Musa: İşte, dedi,onlar da benim peşimdeler. Ben, memnun olasın diye sana acele ile geldim Rabbim. 
85. Allah buyurdu: Senden sonra biz, kavmini (Harun ile kalan  İsrailoğullarını) imtihan ettik ve Sâmirî onları yoldan çıkardı. 
86. Bunun üzerine Musa, öfkeli ve üzüntülü olarak kavmine döndü. Ey kavmim! dedi, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmamış mıydı? Şu halde size zaman mı çok uzun geldi,  yoksa üstünüze Rabbinizin gazabının inmesini mi istediniz ki, bana olan  vâdinizden döndünüz? 
87. Dediler ki: Biz sana olan vâdimizden, kendi kudret ve irademizle dönmedik. Fakat biz, o kavmin (Mısır'lıların) zinet eşyasından bir takım ağırlıklar yüklenmiş, sonra da onları atmıştık; aynı şekilde Sâmirî de atmıştı. 
88. Bu adam, onlar için, böğürebilen bir buzağı heykeli icat etti. Bunun üzerine: İşte,  dediler, bu, sizin de, Musa'nın da tanrısıdır. Fakat onu unuttu. 
89. O şeyin, kendilerine hiçbir sözle mukabele edemeyeceğini, kendilerine ne bir zarar ne de bir fayda vermek gücünde olmadığını görmezler mi?
90. Hakikaten Harun, onlara daha önce: Ey kavmim! demişti, siz bunun yüzünden sadece fitneye uğradınız.  Sizin Rabbiniz şüphesiz çok merhametli olan Allah'tır. Şu halde bana uyunuz ve emrime itaat ediniz. 
91. Onlar: Biz, dediler, Musa aramıza dönünceye kadar buna  tapmaktan asla vazgeçmeyeceğiz! 
92. (Musa, döndüğünde)Dedi: Ey Harun! bunların dalâlete düştüklerini gördüğün vakit seni engelleğen ne oldu. 
93. (Neden) benim yolumu takip etmedin? Emrime âsi mi oldun? 
94. (Harun:) Ey annemin oğlu! dedi, saçımı sakalımı, yolma! Ben, senin: "İsrailoğullarının arasına ayrılıkdüşürdün; sözümü tutmadın!" demenden korktum.
95. Musa: Ya senin zorun nedir, ey Sâmirî? dedi. 
96. O da: Ben, onların görmediklerini gördüm. Zira, o elçinin  izinden bir avuç (toprak) alıp onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Bunu böyle nefsim bana hoş gösterdi, dedi. 
97. Musa: Defol! dedi, artık hayatın boyunca sen:  "Bana dokunmayın!" diyeceksin. Ayrıca senin için, kurtulamayacağın bir ceza günü var. Tapmakta olduğun tanrına da bak! Yemin ederim, biz onu yakacağız; sonra da  onu parça parça edip denize savuracağız! 
98. Sizin ilâhınız, yalnızca, kendisinden başka ilâh olmayan Allah'tır. O'nun ilmi her şeyi kuşatmıştır. 
99. (Resûlüm!) İşte böylece geçmiştekilerin haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Şüphesiz ki, tarafımızdan sana bir zikir verdik. 
100. Kim ondan yüz çevirirse, şüphesiz ki  kıyamet gününde o, ağır bir günah yükünü yüklenecektir. 
101. Bu kimseler, onda (o  günah yükünün altında) ebedî kalırlar. Onlar için kıyamet gününde bu ne kötü bir yüktür! 
102. O günde Sûr'a üflenir ve biz o zaman günahkârları, gözleri (korkudan)  gömgök bir halde mahşerde toplarız. 
103. Aralarında birbirlerine gizli gizli şöyle derler: "Dünyada sadece on gün kaldınız." 
104. Aralarında konuştukları konuyu biz daha iyi biliriz. Onların en olgun ve akıllı olanı o zaman: "Bir günden fazla  kalmadınız" der. 
105. (Resûlüm!) Sana dağlar hakkında sorarlar. De ki: Rabbim onları ufalayıp savuracak.
106. Böylece yerlerini dümdüz, bomboş bırakacaktır.

107. Orada ne bir iniş, ne de bir yokuş görebileceksin. 
108. O gün insanlar,dâvetçiye (İsrafil'e) uyacaklar. Ona karşı yan çizmek yoktur. Artık, çok esirgeyici Allah hürmetine sesler kısılmıştır. Bu yüzden, fısıltıdan başka bir ses işitemezsin.
109. O gün, Rahmân'ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığından başkasının şefaati  fayda vermez. 
110. O, insanların geleceklerini de geçmişlerini de bilir. Onların ilmi   ise bunu kapsayamaz:
111. Bütün yüzler (insanlar), diri ve her şeye hakim olan Allah için eğilip boyun bükmüştür. Zulüm yüklenen ise, gerçekten perişan olmuştur.

112. Her kim, mümin olarak iyi olan işlerden yaparsa, artık o, ne zulümden ne de hakkının çiğnenmesinden korkar. 
113. (Resûlüm!) Biz onu böylece Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda ikazları tekrar tekrar açıkladık. Umulur ki onlar (bu sayede günahtan) korunurlar; yahut da o (Kur'an) kendileri için bir ibret ortaya koyar. 
114. Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. Sana O'nun vahyi tamamlanmazdan önce Kur'an'ı (okumakta) acele etme ve "Rabbim, benim ilmimi artır" de. 
115. Andolsun biz, daha önce de Âdem'e ahit (emir ve vahiy) vermiştik. Ne var ki o, (ahdi) unuttu. Onda azim de bulmadık. 
116. Bir zaman biz meleklere: Âdem'e secde edin! demiştik. Onlar hemen secde ettiler; yalnız İblis hariç. O, diretti. 
117. Bunun üzerine: Ey Âdem! dedik, bu, hem senin için hem de eşin için büyük bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra yorulur, sıkıntı çekersin! 
118. Şimdi burada senin için ne acıkmak vardır, ne de çıplak kalmak.
119. Yine burada sen, susuzluk çekmeyecek, sıcaktan da bunalmayacaksın. 
120. Derken şeytan onun aklını karıştırıp "Ey Adem! dedi, sana ebedîlik ağacını ve sonu gelmez bir saltanatı göstereyim mi?" 
121. Nihayet ondan yediler. Bunun üzerine  kendilerine ayıp yerleri göründü. Üstlerini cennet yaprağı ile örtmeye çalıştılar. Âdem Rabbine âsi olup yolunu şaşırdı.
122. Sonra Rabbi onu seçkin kıldı; tevbesini kabul etti ve doğru yola yöneltti. 

123. Dedi ki: Birbirinize düşman olarak   hepiniz oradan (cennetten) inin! Artık benden size hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime uyarsa o sapmaz ve bedbaht olmaz. 
124. Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu, kıyamet günü körolarak haşredeceğiz. 
125. O: Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben, hakikaten görür idim!, der.
126. (Allah) buyurur ki: İşte böyle. Çünkü sana  âyetlerimiz geldi; ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun!

127. Doğru yoldan sapanı ve Rabbinin âyetlerine inanmayanı işte böyle cezalandırırız. Ahiret azabı, elbette daha şiddetli ve daha süreklidir. 
128. Bizim, onlardan önce nice nesilleri helâk etmiş olmamız kendilerini yola getirmedi mi? Halbuki onların yurtlarında gezip dolaşırlar. Bunda, elbette ki akıl sahipleri için nice  ibretler vardır. 
129. Eğer Rabbinden, daha önce sâdır olmuş bir söz ve tayin edilmiş bir vâde olmasaydı, (ceza onlar için de dünyada) kaçınılmaz olurdu. 
130. (Resûlüm!) Sen, onların söylediklerine sabret. Güneşin doğmasından önce de batmasından önce de Rabbini övgü ile tesbih et; gecenin bir kısım saatleri ile gündüzün etrafında (iki ucunda) da tesbih et ki, sen, Allah'tan hoşnut olasın, (Allah da senden!). 
131. Sakın, kendilerini denemek için onlardan bir kesimi faydalandırdığımız dünya hayatının çekiciliğine gözlerini dikme! Rabbinin nimeti  hem daha hayırlı, hem de daha süreklidir. 
132. Ailene namazı emret; kendin deona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; (aksine) biz seni rızıklandırıyoruz.Güzel sonuç, takvâ iledir. 
133. Onlar: (Muhammed) bize Rabbinden bir mucize getirmeli değil miydi? dediler. Önce gelen kitaplardakinin apaçık delili (Kur'an)   onlara gelmedi mi? 
134. Eğer biz, bundan (Kur'an'dan) önce onları bir azapla  helâk etseydik, muhakkak ki şöyle diyeceklerdi: Ya Rabbi! Bize bir elçi gönderseydin de, şu aşağılığa ve rüsvaylığa düşmeden önce âyetlerine uysaydık!
135. De ki: Herkes beklemektedir: Öyle ise siz de bekleyin. Yakında  anlayacaksınız; doğru düzgün yolun yolcuları kimmiş ve hidayette olan kimmiş

Tahrim Suresi
Tefsir İçin Ayet Numaralarını Tıklayınız
Adını Hz.Peygamberin'in bazı yiyecekleri kendisine yasakladığını anlatan birinci âyetten alır. Medine'de nâzil olmuştur. 12 âyettir.

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm 
 Bismillâhirrahmânirrahîm
1.Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını gözeterek Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir. 2.Allah, (gerektiğinde) yeminlerinizi bozmanızı size meşru kılmıştır. Sizin yardımcınız Allah'tır. O, bilendir, hikmet sahibidir. 3.Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü başkalarına haber verip Allah da bunu Peygamber'e açıklayınca, Peygamber bir  kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber   verince eşi: Bunu sana kim bildirdi? dedi. Peygamber: Bilen, her şeyden haberdar  olan Allah bana haber verdi, dedi. 
4.Eğer ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz, (yerinde olur). Çünkü kalpleriniz sapmıştı. Ve eğer Peygamber'e karşı birbirinize arka verirseniz bilesiniz ki onun dostu ve yardımcısı Allah, Cebrail ve müminlerin iyileridir. Bunların ardından  melekler de (ona) yardımcıdır. 5.Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha iyi kendini Allah'a veren, inanan, sebatla itaat eden, tevbe eden, ibadef eden, oruç tutan, dul ve bâkire eşler verebilir. 
6.Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun Onun başında, acımasız, güçlü, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve  emredildiklerini yapan melekler vardır. 7.Ey kâfirler! Bugün özür dilemeyin! Siz ancak işlediklerinizin cezasını çekeceksiniz, 8.Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve Onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı  günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların önlerinden ve sağlarından (amellerinin) nûrları aydınlatıp gider de, "Ey Rabbimiz! Nûrumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü sen her şeye kadirsin" derler
9.Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran.  Onların varacağı yer cehennemdir. O gidilecek yer ne de kötüdür!  10.Allah, inkâr edenlere, Nuh'un karısı ile Lût'un karısını misal verdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki sâlih kişinin nikâhları altında iken onlara hainlik ettiler. Kocaları  Allah'tan gelen hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara: Haydi, ateşe girenlerle  beraber siz de girin! denildi.

11.Allah, inananlara da Firavun'un karısını misal gösterdi. O: Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun (kötü) işinden koru ve beni  zalimler topluluğundan kurtar! demişti. 12. İffetini korumuş olan, İmran kızı Meryem'i de (Allah örnek gösterdi). Biz, ona  ruhumuzdan üfledik ve Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etti. O gönülden itaat edenlerdendi.

 

Talak Suresi
Tefsir İçin Ayet Numaralarını Tıklayınız
Medine'de nazil olmuştur. 12 âyettir. "Talâk", boşama anlamına gelir. Sûre boşama konusunu ihtiva ettiği için bu ismi almıştır.
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınızda, onları iddetlerini gözeterek boşayın ve iddeti de sayın. Rabbiniz Allah'tan korkun. Apaçık bir hayasızlık yapmaları hali bir yana, onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin, olur ki Allah, bundan sonra bir durum ortaya çıkarıverir. 
2. İddet müddetlerini doldurduklarında onları ya meşru ölçüler içerisinde (nikâhınız  altında) tutun veya onlardan meşru ölçülere göre ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki  kişiyi de şahit tutun. Şahitliği Allah için yapın. İşte bu, Allah'a ve ahiret gününe  inananlara verilen öğüttür. Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder.
3.Ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah'a güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur. 
4. Kadınlarınız içinden âdetten kesilmiş olanlarla, âdet görmeyenler hususunda  tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Gebe olanların bekleme  süresi ise, yüklerini bırakmaları (doğum yapmaları)dır. Kim Allah'tan korkarsa,  Allah ona işinde bir kolaylık verir. 
5. İşte bu, Allah'ın size indirdiği buyruğudur. Kim Allah'tan korkarsa Allah onun  kötülüklerini örter ve onun mükâfatını arttırır. 
6. Onları gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun, onları sıkıştırıp (gitmelerini sağlamak için) kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Eğer  hâmile iseler, doğum yapıncaya kadar nafakalarını verin. Sizin için çocuğu emzirirlerse onlara ücretlerini verin, aranızda uygun bir şekilde anlaşın. Eğer anlaşamazsanız çocuğu, başka bir kadın emzirecektir. 
7. İmkânı geniş olan, nafakayı imkânlarına göre versin; rızkı daralmış bulunan da Allah'ın kendisine verdiği kadarından nafaka ödesin. Allah hiç kimseyi verdiği imkândan fazlasıyla yükümlü kılmaz. Allah, bir güçlükten sonra bir kolaylık yaratacaktır. 
8. Rabbinin ve O'nun elçilerinin emrinden uzaklaşıp azmış nice memleketler vardır ki, biz onları (ahalisini) çetin bir hesaba çekmiş ve onları görülmemiş azaba çarptırmışızdır. 
9. Böylece onlar da yaptıklarının karşılığını tatmışlar ve işlerinin sonu tam bir hüsran olmuştur. 
10. Allah onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. Ey inanan akıl sahipleri! Allah'tan korkun. Allah size gerçekten bir uyarıcı (kitap) indirmiştir. 
11. İman edip sâlih amel işleyenleri, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size Allah'ın apaçık âyetlerini okuyan bir Peygamber göndermiştir. Kim Allah'a inanır ve  faydalı iş yaparsa Allah onu, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere sokar. Allah o kimse için gerçekten güzel bir rızık vermiştir. 
12. Allah, yedi kat göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır. Ferman bunlar arasından inip durmaktadır ki, böylece Allah'ın her şeye kadir olduğunu ve her şeyi  ilmiyle kuşattığını bilesiniz.

hidayet akinci
00 20 12 472 14 93 akinci70@yahoo.com