MEZHEPLER VE DiNiMiZ

sebe secde
esariler
mutezile
havaric
maturidiyye
sufiler
si`a (el isna asariye)
bahaiyye
ibadiyye
durziler
hristiyanlar
tansir cemaati
istisrak
baticilik
laiklik
masonluk
siyonistlik
yahudilik
islam tarihi
tevhidin manasi ve kisimlari
islam-iman ve rukunleri
kuran meali
bakara,beled,beyyine,buruc meali
casiye,cin,cuma meali
duha,duhan meali
enfal,en`am,enbiya meali
fatir,fatiha.fecr,felak
fetih,fil,furkan,fussilet
gasiye meali
hac,hadid,hakka,hasr,hicr
hucurat,hud,humeze meali
brahim ihlas ikra infitar insan
insikak insirah isra
kadir kaf kafirun kalem kamer
karia kasas kehf kevser
kiyamet kureys
leyl lokman
maide
maun mearic
muhammed
mutaffifin
mucadele muddesir
mulk mumin
muminin mumtehine
murselat muzzemmil
nahl nas nasr
naziat nebe necm
nisa nuh nur
rad rahman rum
sad saff saffat
sebe secde
sems suara sura
taha tahrim talak
tebbet tegabun tekasur
tekvir tevbe tin
tur
vakia
ameli mezheplerimiz

Sebe Suresi
Tefsir İçin Ayet Numaralarını Tıklayınız
Mekke'de nazil olmuştur. 54 âyettir.Yalnız 6. âyeti Medine'de inmiştir.
Sûre adını, Yemen'de bir bölge veya kabile ismi olan Sebe kelimesinin geçtiği 15. âyetten alır.

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Hamd, göklerde ve yerde bulunanların hepsinin sahibi olan Allah'a mahsustur. Ahirette de hamd O'na mahsustur. O, hikmet sahibidir, (her şeyden) haberi  olandır. 
2. Yerin içine gireni ve ondan çıkanı; gökten ineni, oraya çıkanı bilir. O, esirgeyendir, bağışlayandır. 
3. İnkârcılar: Kıyamet bize gelmeyecek, dediler. De ki:  Hayır! Gaybı bilen Rabbim hakkı için o, mutlaka size gelecektir. Göklerde ve yerde  zerre miktarı bir şey bile O'ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyüğü de şüphesiz, apaçık kitaptadır (yazılıdır). 
4. Allah, inanıp iyi işler yapanları mükâfatlandırmak için (her şeyi açık bir kitapta tesbit etmiştir). Onlar için büyük bir  mağfiret ve güzel bir rızık vardır. 
5. Âyetlerimizi hükümsüz bırakmak için  yarışırcasına uğraşanlar için de, en kötüsünden, elem verici bir azap vardır.
6. Kendilerine bilgi verilenler, Rabbinden sana indirilenin (Kur'an'ın) gerçek olduğunu bilir; onun, mutlak galip ve övgüye lâyık olan (Allah'ın) yoluna ilettiğini görürler. 
7. Kâfir olanlar (kendi aralarında) şöyle dediler: Çürüyüp paramparça olduğunuz vakit yeniden dirileceğinizi söyleyerek haber veren kişiyi gösterelim mi? 
8. "Acaba o, yalan yere Allah'a iftira mı etmiştir? Yoksa onda delilik mi var?" (dediler). Hayır! Ahirete inanmayanlar azaptadırlar ve derin bir sapıklık içindedirler. 
9. Onlar, gökte  ve yerde önlerine ve arkalarına bakmıyorlar mı? Dilesek onları yere batırırız, ya da  üzerlerine gökten parçalar düşürürüz. Şüphesiz bunda (Rabbine) yönelen her kul için bir ibret vardır. 
10. Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir üstünlük verdik. "Ey dağlar ve kuşlar! Onunla beraber tesbih edin" dedik. Ona demiri yumuşattık. 
11. Geniş zırhlar imal et, dokumasını ölçülü yap. (Ey Davud hanedanı!) İyi işler yapın.  Kuşkusuz ben, yaptıklarınızı görmekteyim, diye (vahyettik). 
12. Sabah gidişi bir aylık mesafe, akşam dönüşü yine bir aylık mesafe olan rüzgârı da Süleyman'a (onun emrine) verdik ve onun için erimiş bakırı kaynağından sel gibi akıttık. Rabbinin izniyle cinlerden bir kısmı, onun önünde çalışırdı. Onlardan kim emrimizden sapsa, ona alevli azabı tattırırdık. 
13. Onlar Süleyman'a kalelerden, heykellerden, havuzlar kadar (geniş) leğenlerden, sabit kazanlardan ne dilerse  yaparlardı. Ey Davud ailesi! Şükredin. Kullarımdan şükreden azdır! 
14. Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak değneğini yiyen  bir ağaç kurdu gösterdi. (Sonunda yere) yıkılınca anlaşıldı ki cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azap içinde kalmazlardı. 
15. Andolsun, Sebe' kavmi için oturduğu yerlerde büyük bir ibret vardır. Biri sağda, diğeri solda iki bahçeleri vardı.  (Onlara:) Rabbinizin rızkından yeyin ve O'na şükredin. İşte güzel bir memleket ve çok bağışlayan bir Rab! 
16. Ama onlar yüz çevirdiler. Bu yüzden üzerlerine Arim  selini gönderdik. Onların iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde biraz da  sedir ağacı bulunan iki (harap) bahçeye çevirdik. 
17. Nankörlük ettikleri için onları  böyle cezalandırdık. Biz nankörden başkasını cezalandırır mıyız! 
18. Onların yurdu ile, içlerini bereketlendirdiğimiz memleketler arasında, kolayca görünen nice  kasabalar var ettik ve bunlar arasında yürümeyi konaklara ayırdık. Oralarda  geceleri, gündüzleri korkusuzca gezin dolaşın, dedik. 
19. Bunun üzerine: Ey  Rabbimiz! Aralarında yolculuk yaptığımız şehirlerin arasını uzaklaştır, dediler ve kendilerine yazık ettiler. Biz de onları, ibret kıssaları haline getirdik ve onları büsbütün parçaladık. Şüphesiz bunda, çok sabreden ve çok şükreden herkes için  ibretler vardır. 
20. Andolsun İblis, onlar hakkındaki tahminini doğruya çıkardı. İnanan bir zümrenin dışında hepsi ona uydular. 
21. Halbuki şeytanın onlar üzerinde hiçbir nüfuzu yoktu. Ancak ahirete inananı, şüphe içinde kalandan ayırdedip bilelimdiye (ona bu fırsatı verdik). Rabbin gerçekten her şeyi koruyandır. 
22. (Müşriklere) de ki: Allah'tan başka tanrı saydığınız şeyleri çağırın! Onlar ne göklerde ne de yerde zerre ağırlığınca bir şeye sahiptirler. Onların buralarda hiçbir ortaklığı yoktur, Allah'ın onlardan bir yardımcısı da yoktu. 
23. Allah'ın huzurunda, kendisinin izin verdiği kimselerden başkasının şefâati fayda vermez. Nihayet onların yüreklerinden korku giderilince: Rabbiniz ne buyurdu? derler. Onlar da: Hak olanı buyurdu, derler. O, yücedir, büyüktür. 
24. De ki: Göklerden ve yerden  size rızık veren kimdir? De ki: Allah! O halde biz veya siz, ikimizden biri, ya doğru yol üzerinde veya açık bir sapıklık içindedir. 
25. De ki: Bizim işlediğimiz suçtan siz sorumlu değilsiniz; biz de sizin işlediğinizden sorulacak değiliz.
26. De ki: Rabbimiz hepimizi bir araya toplayacak, sonra aramızda hak ile hükmedecektir O, en âdil hüküm veren, hakkıyla bilendir. 
27. De ki: O'na (Allah'a) kattığınız ortaklarınızı bana gösterin. Hayır! Bilakis, yegâne galip ve her şeyi   hikmetle idare eden ancak Allah'tır. 
28. Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmezler. 
29. Eğer sözünüzde doğru iseniz bu vâdettiğiniz (kıyamet) ne zaman kopacak? derler. 
30. De ki: Size öyle bir gün vâdedilmiştir ki, ondan ne bir saat geri kalabilirsiniz, ne de  ileri geçebilirsiniz.
31. Kâfir olanlar dediler ki: Biz hiçbir zaman bu Kur'an'a ve bundan önce gelen kitaplara inanmayacağız. Sen o zalimleri, Rablerinin  huzurunda tutuklanmış, birbirlerine söz atarlarken bir görsen! Zayıf sayılanlar,  büyüklük taslayanlara: Siz olmasaydınız, elbette biz inanan insanlar olurduk, derler. 
32. Büyüklük taslayanlar, zayıf sayılanlara (kıyamet gününde): Size hidayet geldikten sonra sizi ondan biz mi çevirdik? Bilakis siz suç işliyordunuz, derler. 
33. Zayıf sayılanlar da büyüklük taslayanlara: Hayır! Gece gündüz (işiniz) tuzak kurmaktı. Çünkü siz daima Allah'ı inkâr etmemizi, O'na ortaklar koşmamızı bize emrederdiniz, derler. Artık azabı gördüklerinde, için için yanarlar; biz de o inkâr edenlerin boyunlarına demir halkalar takarız. Onlar ancak yapmakta oldukları günahları yüzünden cezalandırılırlar. 
34. Biz hangi ülkeye bir uyarıcı göndermişsek  mutlaka oranın varlıklı ve şımarık kişileri: Biz, size gönderilmiş olan şeyi inkâr ediyoruz, demişlerdir. 
35. Ve dediler ki: Biz malca ve evlâtça daha çoğuz, biz azaba uğratılacak da değiliz. 
36. De ki: Rabbim, dilediğine bol rızık verir ve   (dilediğinden) kısar; fakat insanların çoğu bilmezler. 
37. Sizi huzurumuza  yaklaştıracak olan ne mallarınızdır ne de evlâtlarınız. İman edip iyi amelde bulunanlar müstesna; onlara yaptıklarının kat kat fazlası mükâfat vardır. Onlar (cennet) odalarında güven içindedirler. 
38. Ayetlerimizi boşa çıkarmaya çalışanlara gelince, onlar da azapla yüz yüze bırakılacaklardır.
39. De ki: Rabbim, kullarından dilediğine bol rızık verir ve (dilediğinden de) kısar. Siz hayıra ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
40. O gün Allah, onların hepsini toplayacak; sonra meleklere: Size tapanlar bunlarmıydı? diyecek. 

41. (Melekler de:) Sen yücesi, bizim dostumuz onlar değil, sensin. Belki onlar cinlere tapıyorlardı. Çoğu onlara inanmıştı; diyecekler. 
42. Bugün birbirinize ne fayda, ne de zarar vermeye gücünüz yeter. Biz zalim olanlara, yalanlamakta olduğunuz ateş azabını tadın! diyeceğiz.
43. Onlara apaçık âyetlerimiz okunduğu zaman demişlerdi ki: Bu, sizi babalarınızın taptığı (putlardan) çevirmek isteyen bir adamdan başkası değildir. Ve yine bu (Kur'an) da   uydurulmuş bir yalandan başka bir şey değildir, dediler. Hak kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler de: Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir, dediler. 
44. Halbuki biz onlara okuyacakları kitaplar vermediğimiz gibi senden  önce onlara bir uyarıcıda göndermemiştik. 
45. Onlardan öncekiler de (peygamberlerini) inkâr etmişlerdi. Bunlar, öncekilere verdiklerimizin onda  birine erişmemişlerdi. (Böyle iken), peygamberimi yalanladılar; ama benim karşılık olarak verdiğim nasıl olmuştu! 
46. (Resûlüm! Onlara) de ki: Size bir tek öğüt vereceğim: Allah için ikişer ikişer ve teker teker ayağa kalkın, sonra da düşünün!  Arkadaşınızda (peygamberde) hiçbir delilik yoktur! O ancak şiddetli bir azap gelip çatmadan evvel sizi uyaran bir peygamberdir. 
47. De ki: Ben sizden bir ücret istemişsem, o sizin olsun. Ücretim yalnız Allah'a aittir. O, her şeye şahittir. 
48. De ki: Kuşkusuz, Rabbim gerçeği ortaya koyar. Çünkü O, gaybı çok iyi bilendir. 
49. De ki: Hak geldi; artık bâtıl ne bir şeyi ortaya çıkarabilir ne de geri getirebilir. 
50. De ki: Eğer saparsam, kendi aleyhime sapmış olurum. Eğer doğru yolu bulursam, bu da Rabbimin bana vahyettiği sayesindedir. Şüphesiz O, işitendir, yakındır. 
51. (Resûlüm!) Telaşa düştükleri zaman, bir görsen! Artık kurtuluş yoktur, yakın bir yerden yakalanmışlardır. 
52. (İş işten geçtikten sonra:) "Ona inandık" demişlerdir, ama uzak yerden (dünya hayatı gelip geçtikten sonra)  imana kavuşmak onlar için nasıl mümkün olur? 

53. Halbuki daha önce onu (hakkı)  inkâr etmişlerdi. Uzak bir yerden gayb hakkında atıp tutuyorlardı. 
54. Artık, bundan önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzu ettikleri şey arasına perde çekilmiştir. Şüphesiz onlar, kendilerini endişeye düşüren bir korku içindeydiler.

 

Secde Suresi
Tefsir İçin  Ayet Numaralarını Tıklayınız
Mekke'de nazil olmuştur.30 âyettir. 18, 19 ve 20. âyetlerin Medine'de nazil olduğu rivayet olmuştur. Adını 15. âyette geçen kelimeden almıştır.
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Elif. Lâm. Mîm.
2. Bu Kitab'ın, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olduğunda asla şüphe yoktur. 
3. "Onu Peygamber kendisi uydurdu" diyorlar öyle mi? Hayır! O, senden öncekendilerine hiçbir uyarıcı gelmemiş bir kavmi uyarman için -doğru yolu bulalar diye- Rabbinden gönderilen hak (Kitap) tır. 
4. Gökleri, yeri ve bunların arasındakileri altı günde (devirde) yaratan, sonra arşa  istivâ eden Allah'tır. O'ndan başka ne bir dost ne de bir şefaatçınız vardır. Artık düşünüp öğüt almaz mısınız? 
5. Allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. Sonra (bütün bu işler) sizin sayageldiklerinize göre bin yıl tutan bir günde O'nun nezdine çıkar.
6. İşte, görülmeyeni de görüleni de bilen, mutlak galip ve merhamet sahibi O'dur.             
7. O (Allah) ki, yarattığı her şeyi güzel yapmış ve ilk başta insanı çamurdan  yaratmıştır.

8. Sonra onun zürryetini, dayanıksız bir suyun özünden üretmiştir. 
9. Sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir. Ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. Ne kadar az şükrediyorsunuz! 
10. "Toprağın içinde kaybolduğumuz zaman, gerçekten (o vakit) biz mi yeniden yaratılacağız?" derler. Doğrusu onlar Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler. 
11. De ki: Size vekil kılınan (bu konuda görevlendirilen) ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz. 
12. O günahkârların, Rableri huzurunda başlarını öne eğecekleri, "Rabbimiz!Gördük duyduk, şimdi bizi (dünyaya) geri gönder de, iyi işler yapalım, artık kesin olarak inandık" diyecekleri zamanı bir görsen! 
13. Biz dilesek, elbette herkese hidayetini verirdik. Fakat, "Cehennemi hem  cinlerden hem insanlardan bir kısmıyla dolduracağım" diye benden kesin söz  çıkmıştır. 
14. Bu güne kavuşmayı unutmanızın cezasını şimdi tadın bakalım! Doğrusu biz de sizi unuttuk; yaptıklarınızdan ötürü ebedî azabı tadın!
l5. Bizim âyetlerimize ancak o kimseler inanırlar ki, bunlarla kendilerine öğüt  verildiğinde, büyüklük taslamadan secdeye kapanırlar ve Rablerini hamd ile tesbih ederler.
16. Korkuyla ve umutla Rablerine yalvarmak üzere, vücutları yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar. 
17. Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez. 
18. Öyle ya, mümin olan, yoldan çıkmış kimse gibi midir? Bunlar elbette bir olamazlar. 
19. İman edip de, iyi işler yapanlara gelince, onlar için yaptıklarına karşılık olarak  varıp kalacakları cennet konakları vardır. 
20. Yoldan çıkanlar ise, onların varacakları yer ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde geri çevrilirler ve kendilerine: Yalandır deyip durduğunuz cehennem  azabını tadın! denir. 
21. En büyük azaptan önce, onlara mutlaka en yakın azaptan tattıracağız; olur ki (imana) dönerler. 
22. Kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir! Muhakkak ki biz, günahkârlara, lâyık oldukları cezayı veririz. 
23. Andolsun biz Musa'ya Kitap verdik, -(Resûlüm!) sen ona kavuşacağından şüphe etme- ve onu İsrailoğullarına hidayet rehberi kıldık. 
24. Sabrettikleri ve âyetlerimize kesinlikle inandıkları zaman, onların içinden, buyruğumuzla doğru yola ileten rehberler tayin etmiştik. 
25. Muhakkak ki Rabbin, ihtilâf etmekte oldukları şeyler hakkında kıyamet günü onların aralarında hükmedecektir. 
26. Halen yurtlarında gezip dolaştıkları  kendilerinden önceki nice nesilleri helâk edişimiz onları doğru yola sevketmedi mi? Bunlarda elbette ibretler vardır. Hâla kulak vermezler mi? 
27. Kupkuru yerlere suyu ulaştırdığımızı, onunla gerek hayvanlarının gerekse kendilerinin yiyegeldikleri ekini çıkarmakta olduğumuzu da görmediler mi? Hâla  da göremeyecekler mi? 
28. Eğer doğru söylüyorsanız, bu fetih günü hani ne zaman? derler. 
29. De ki: Fetih gününde inkârcılara (o gün ettikleri) imanları fayda vermeyecek ve kendilerine mühlet de tanınmayacaktır! 
30. Artık sen onları bırak ve bekle. Zaten onlar da beklemektedirl

 

Enter supporting content here

hidayet akinci
00 20 12 472 14 93 akinci70@yahoo.com