MEZHEPLER VE DiNiMiZ

naziat nebe necm neml

esariler
mutezile
havaric
maturidiyye
sufiler
si`a (el isna asariye)
bahaiyye
ibadiyye
durziler
hristiyanlar
tansir cemaati
istisrak
baticilik
laiklik
masonluk
siyonistlik
yahudilik
islam tarihi
tevhidin manasi ve kisimlari
islam-iman ve rukunleri
kuran meali
bakara,beled,beyyine,buruc meali
casiye,cin,cuma meali
duha,duhan meali
enfal,en`am,enbiya meali
fatir,fatiha.fecr,felak
fetih,fil,furkan,fussilet
gasiye meali
hac,hadid,hakka,hasr,hicr
hucurat,hud,humeze meali
brahim ihlas ikra infitar insan
insikak insirah isra
kadir kaf kafirun kalem kamer
karia kasas kehf kevser
kiyamet kureys
leyl lokman
maide
maun mearic
muhammed
mutaffifin
mucadele muddesir
mulk mumin
muminin mumtehine
murselat muzzemmil
nahl nas nasr
naziat nebe necm
nisa nuh nur
rad rahman rum
sad saff saffat
sebe secde
sems suara sura
taha tahrim talak
tebbet tegabun tekasur
tekvir tevbe tin
tur
vakia
ameli mezheplerimiz

Nazi'at Suresi
Tefsir İçin Ayet Numaralarını Tıklayınız

Mekke'de nazil olmuştur. 46 âyettir. Adını "söküp çıkaranlar" yahut "çekip çıkaranlar" manasına gelen "nâzi'ât" kelimesinden alır.
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm
Bismillâhirrahmânirrahîm
1.Söküp çıkaranlara, andolsun;  2.Yavaşça çekenlere,  3.Yüzdükçe yüzenlere, 4.Yarıştıkça yarışanlara,  5.Derken iş düzenleyenlere. 6.Birinci üflemenin (kâinatı) sarstığı,  7.Onu ikinci üflemenin takip ettiği gün, 8. İşte o gün yürekler kaygıdan oynar,  9.Gözler yorgun düşer.  10.Diyorlar ki, "Öldükten sonra biz, ilk  halimize mi döndürüleceğiz, 11.Çürümüş kemikler olduktan sonra ha?" 12."O zaman bu, ziyanlı bir dönüş olur" dediler. 13.Bu dönüş, sadece birseslenmeye bakar. 
14.Birdenbire kendilerini mahşerde buluverirler.  15.(Habibim!) Sana Musa'nın haberi geldi mi?  16.Kutsal vâdi Tuvâ'da Rabbi ona şöyle seslenmişti: 17.Firavun'a git! Çünkü o çok azdı. 18.De ki:Nasıl arınmağa gönlün var mı? 19.Seni Rabbimin yoluna iletmemi ister misin? Böylece ondan korkarsın.  20.Ve ona en büyük mucizeyi gösterdi. 21.(O ise) hemen yalanladı ve isyan etti.  22.Sonra olanca çabasını göstererek sırtını döndü. 23.Derhal (adamlarını) topladı ve bağırdı:  24.Ben, sizin en yüce Rabbinizim! dedi. 25.Allah onu, (herkese ibret olarak) dünya ve ahiret azabıyla cezalandırdı. 26.Elbette bunda, korkan kimseler için büyük bir ibret vardır. 
27.Sizi yaratmak mı daha güç, yoksa gökyüzünü yaratmak mı, ki onu Allah bina etti,  28.Onu yükseltti, düzene koydu, 29.Gecesini kararttı, gündüzünü ağarttı.  30.Ondan sonra da yerküreyi döşedi, 31.Yerden suyunu ve otlağını çıkardı,  32.Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi. 33.Kendiniz ve hayvanlarınız için bir faydalanma olmak üzere. 34.Her şeyi alt üst eden o büyük felâket geldiği vakit, 35.İnsanın yapıp ettiklerini hatırlayacağı gün, 36.Ve görene cehennem açık bir şekilde gösterilmiştir.  37.Artık kim azmışsa, 38.Ve dünya hayatını ahirete tercih etmişse, 39.Şüphesiz cehennem(onun için) tek barınaktır. 40.Rabbinin makamından korkan ve nefsini kötü arzulardan uzaklaştırmış kimse için, 

41.Şüphesiz cennet(onun) yegâne barınağıdır. 42.Sana kıyameti sorarlar: Gelip çatması ne zamandır? (derler.)  43.Sen onu nereden bilip bildireceksin!  44.Onun nihaî ilmi yalnız Rabbine aittir. 45.Sen ancak ondan korkanları uyarırsın.  46.Kıyamet gününü gördüklerinde (dünyada) sadece bir akşam vakti ya da kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar

 

 

Nebe Suresi
Tefsir İçin Ayet Numaralarını Tıklayınız
Mekke'de nazil olmuştur. 40 âyettir. "Nebe" haber demektir. Kıyamet haberlerini ihtiva ettiği için bu ad verilmiştir.
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm
Bismillâhirrahmânirrahîm
l.Birbirlerine neyi soruyorlar?  2.O büyük haberden mi?   3.(İnanıp inanmamakta) ayrılığa düşmektedirler.  4.Hayır! Anlayacaklar!   5.Yine hayır! Onlar anlayacaklar!  6.Biz yeryüzünü bir döşek, yapmadık mı?   7.Dağları da birer kazık.   8.Sizi çifter çifter yarattık.  9.Uykunuzu bir dinlenme kıldık.   10.Geceyi bir örtü yaptık.  11.Gündüzü de çalışıp kazanma zamanı kıldık.   12.Üstünüzde yedi kat sağlam göğü bina ettik.   13.(Orada) alev alev yanan bir kandil yarattık. 
14.Sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik.  15.Size tohumlar, bitkiler,yetiştirmek için   16.Ve ağaçları(birbirine) sarmaş dolaş bahçeler.  17.Şüphesiz hüküm günü vakit olarak belirlenmiştir.  18.Sûr'a üflendiği gün, bölük bölük Allah'a gelirsiniz.  19.Gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur;  20.Dağlar yürütülür, serap haline gelir.  21.Şüphesiz, cehennem pusuda beklemektedir.  22.Azgınların barınacağı yerdir  23.Orada çağlar boyu kalacaklar,  24.Orada bir serinlik ya da (susuzluk gideren) bir içecek tatmazlar,  25.Kaynar su ve irin (tadarlar).  26.Ancak (dünyada yaptıklarına) uygun karşılık olarak.  27.Çünkü onlar hesap gününü ummazlardı. 28.Bizim âyetlerimizi yalanladıkça yalanlamışlardı. 
29.Biz ise her şeyi bir kitapta sayıp yazmışızdır.  30.Tadın! Bundan sonra yalnızca azabınızı arttıracağız.  31.Şüphesiz takvâ sahipleri için de başarı ödülü vardır. 32.Bahçeler,bağlar,  33.Göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar,  34.Ve içki dolu kâse(ler) .  35.Onlar orada ne boş bir lâkırdı ne de yalan işitirler.  36.Bunlar Rabbinin yeterli bir bağışı, mükâfatıdır.  37.O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. O, rahmândır. O gün insanlar O'na karşı konuşmaya yetkili değillerdir.  38.Ruh (Cebrail) ve melekler saf saf olup durduğu gün, Rahmân'ın izin verdiklerinden başkaları konuşmazlar; konuşan da doğruyu söyler. 
39.İşte o, kesin olarak gelecek gündür. O halde dileyen Rabbine varan bir yol tutsun.  40.Biz, yakın bir azap ile sizi uyardık. O gün kişi önceden yaptıklarına bakacak ve inkârcı kişi: "Keşke toprak olsaydım!" diyecektir.

 

Necm Suresi
Tefsir İçin Ayet Numaralarını Tıklayınız
Mekke'de inmiştir. 62 âyettir. Yalnız 32. âyeti Medine'de nâzil olmuştur.

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm 
 Bismillâhirrahmânirrahîm
1.Battığı zaman yıldıza andolsun ki;  2.Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı.  3.O,arzusuna göre de konuşmaz. 4.O vahyedilenden başkası değildir. 5.Çünkü onu güçlü kuvvetli biri (Cebrail) öğretti.  6.Ve üstün yaratılışlı, doğruldu:  7.Kendisi en yüksek ufukta iken.  8.Sonra yaklaştı,sarktı. 9.O kadar ki iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu. 10.Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi. 11.Gördüğünü kalbi yalanlamadı. 12.Onun gördükleri hakkında şimdi  kendisi ile tartışacak mısınız?  13.Andolsun onu, önceden bir defa daha görmüştü,
14.Sidretü'l-Müntehâ'nın yanında. 15.Cennetü'l-Me'vâ da onun yanındadır. 16.Sidre'yi kaplayan kaplamıştı. 17.Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı. 18.Andolsun o, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü. 19.Gördünüz mü o Lât ve Uzzâ'yı?  20.Ve üçüncüleri olan ötekini, Menât'ı. 21.Demek erkek size, dişi O'na öyle mi?  22.O zaman bu, insafsızca bir taksim!  23.Bunlar, sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbirdelil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar. Halbuki  kendilerine Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.
24.Yoksa insan, her arzu ettiği şeye sahip mi olacaktır?  25.Ahiret de dünya da Allah'ındır. 26.Göklerde nice melek var ki onların şefaatleri, dilediği ve hoşnut olduğu kimse için Allah'ın izin vermesi dışında, bir işe yaramaz. 27.Ahirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar. 28.Halbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez. 29.Onun  için sen bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen  kimselere yüz verme. 
30.İşte onların erişebilecekleri bilgi budur. Şüphesiz ki senin Rabbin, evet O, yolundan sapanı daha iyi bilir; O, hidayette olanı da çok iyi bilir. 31.Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah'ındır. Bu, Allah'ın, kötülük edenleri  yaptıklarıyla cezalandırması, güzel davrananları da daha güzeliyle  mükâfatlandırması içindir. 32.Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve  edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada (bile), sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir. 33.Gördün mü arkasını döneni? 
34.Azıcık verip sonra vermemekte direneni? 35.Acaba gaybın bilgisi kendi yanındadır da o görüyor mu? 36.Yoksa kendisine haber verilmedi mi? Musa'nın sahifelerinde bulunan, 37.Ve ahdine vefa gösteren İbrahim'in (sahifelerinde bulunan şu  gerçekler): 38.Gerçekten hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenemez. 39.Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur 40.Ve çalışması da ileride görülecektir.  41.Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir. 42.Ve şüphesiz en son varış Rabbinedir. 43.Doğrusu güldüren de ağlatan da O'dur.  44.Öldüren de dirilten de O'dur. 45.Şurası muhakkak ki erkek ve dişiden ibaret olan  iki çifti O yarattı.  46.(Rahime) atıldığı zaman nutfeden. 
47.Şüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir. 48.Zengin eden de yoksul kılan da O'dur. 49.Doğrusu Şi'râ yıldızının Rabbi de O'dur. 50.Ve şüphesiz ki önceki Âd kavmini O helâk etti. 51.Semûd'u da (O helâk etti) ve geriye hiçbir şey bırakmadı. 52.Daha önce de çok zalim ve pek azgın, olan Nuh kavmini (helâk etmişti). 53.Altüst olan şehirleri de o böyle yaptı. 54.Onların başına getireceğini getirdi! 55.Şimdi Rabbinin nimetlerinin hangisinde şüpheye düşersin. 56.İşte bu ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır. 57.Yaklaşan yaklaştı. 58.Onu (vaktini) Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur.  59.Şimdi siz bu söze (Kur'an'a) mı şaşıyorsunuz? 
60.Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!  61.Ve siz gaflet içinde oyalanmaktasınız!  62.Haydi Allah'a secde edip O'na kulluk edin!

Neml Suresi
Tefsir İçin  Ayet Numaralarını Tıklayınız
Mekke'de nazil olmuştur. 93 âyettir. "Neml" karınca demektir.
18.âyetinde, Süleyman aleyhisselâmın ordusuna yol veren karıncalardan söz edildiği için sûre bu adı almıştır.

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm
Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Tâ. Sîn. Bunlar Kur'an'ın, (gerçekleri) açıklayan Kitab'ın âyetleridir. 
2.İman eden müminler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir. 
3. Onlar ki, namazı kılarlar, zekâtı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar. 
4. Şüphesiz biz, ahirete inanmayanların işlerini kendilerine süslü gösterdik; o yüzden bocalar dururlar. 
5. İşte bunlar, azabı en ağır olanlardır; ahirette en çok ziyana uğrayacaklar da onlardır.
6. (Resûlüm!) Şüphesiz ki bu Kur'an, hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah tarafından sana verilmektedir. 
7. Hani Musa, ailesine şöyle demişti: Gerçekten ben bir ateş   gördüm. (Gidip) size oradan bir haber getireceğim, yahut bir ateş parçası getireceğim, umarım ki ısınırsınız! 
8. Oraya geldiğinde şöyle seslenildi: Ateşin  bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan  Allah, eksikliklerden münezzehtir! 
9. Ey Musa! İyi bil ki, ben, mutlak galip ve hikmet sahibi olan Allah'ım! 
10. Asânı at! Musa (asâyı atıp) onu yılan gibi deprenir görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. (Kendisine dedik ki): Ey Musa! Korkma; çünkü benim huzurumda peygamberler korkmaz. 
11. Ancak, kim haksızlık eder, sonra, işlediği kötülük yerine iyilik yaparsa, bilsin ki ben (ona karşı da) çok bağışlayıcıyım, çok merhamet sahibiyim. 
12. Elini koynuna sok da kusursuz bembeyaz çıksın. Dokuz mucize ile Firavun ve kavmine (git). Çünkü onlar artık  yoldan çıkmış bir kavim olmuşlardır. 
13. Mucizelerimiz onların gözleri önüne serilince: "Bu, apaçık bir büyüdür" dediler.
14. Kendileri de bunlara yakînen  inandıkları halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak! 
15. Andolsun ki biz, Davud'a ve Süleyman'a ilimverdik. Onlar: Bizi, mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a hamd olsun, dediler. 
16. Süleyman Davud'a vâris oldu ve dedi ki: Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur. 
17.Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları toplandı;  hepsi birarada düzenli olarak sevkediliyordu. 
18. Nihayet  Karınca vâdisine geldikleri zaman, bir karınca: Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin! dedi. 
19. (Süleyman) onun sözünden dolayı gülümsedi ve dedi ki: Ey Rabbim! Beni, gerek bana gerekse ana-babama verdiğin nimete şükretmeye ve hoşnut olacağın iyi işler yapmaya muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kulların arasına kat. 
20. (Süleyman) kuşları gözden geçirdi ve şöyle dedi: Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı? 
21. Ya bana (mazeretini gösteren) apaçık bir delil getirecek ya da onun canını iyice yakacağım yahut onu boğazlayacağım! 
22. Çok geçmeden (Hüdhüd) gelip: Ben, dedi, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe'den sana çok doğru  (ve önemli) bir haber getirdim. 
23. Gerçekten, onlara (Sebe'lilere) hükümdarlık eden, kendisine her şey verilmiş ve büyük bir tahtı olan bir kadınla karşılaştım. 
24. Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan,  kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun  için doğru yolu bulamıyorlar. 
25. (Şeytan böyle yapmış ki) göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah'a secde etmesinler. 
26. (Halbuki) büyük Arş'ın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur. 
27. (Süleyman Hüdhüd'e) dedi ki: Doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın,   bakacağız. 
28. Şu mektubumu götür, onu kendilerine ver, sonra onlardan biraz   çekil de, ne sonuca varacaklarına bak.
29. (Süleyman'ın mektubunu alan Sebe'melikesi,) "Beyler, ulular! Bana çok önemli bir mektup bırakıldı" dedi. 
30. "Mektup Süleyman'dandır, rahmân ve rahîm olan Allah'ın adıyla (başlamakta) dır."
31. "Bana baş kaldırmayın, teslimiyet gösterip bana gelin, diye (yazmaktadır)". 
32.  (Sonra Melike) dedi ki: Beyler, ulular! Bu işimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz) siz yanımda olmadan (size danışmadan) hiçbir işi kestirip atmam. 
33. Onlar, şu cevabı verdiler: Biz güçlü kuvvetli kimseleriz, zorlu savaş erbabıyız; buyruk isesenindir; artık ne buyuracağını sen düşün. 
34. Melike: Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi, orayı perişan ederler ve halkının ulularını alçaltırlar. (Herhalde) onlar da böyle yapacaklardır, dedi. 
35. Ben (şimdi) onlara bir hediye göndereyim de, bakayım elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler. 
36. (Elçiler, hediyelerle)  Süleyman'a gelince şöyle dedi: Siz bana mal ile yardım mı ediyorsunuz? Allah'ın  bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Hediyenizle (ben değil) siz sevinirsiniz.
37. (Ey elçi!) Onlara dön; iyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamıyacakları ordularla gelir, onları muhakkak surette hor ve hakir halde oradan çıkarırız!
38.  (Sonra Süleyman müşavirlerine) dedi ki: Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o melikenin tahtını bana getirebilir? 
39. Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz, dedi. 
40. Kitaptan (Allah tarafından verilmiş) bir ilmi  olan kimse ise: Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm, dedi. (Süleyman) onu (melikenin tahtını) yanıbaşına yerleşmiş olarak görünce: Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük  edene gelince, o bilsin ki, Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem   sahibidir. 
41. (Süleyman devamla) dedi ki: Onun tahtını bilemeyeceği bir hale  getirin; bakalım tanıyacak mı, yoksa tanıyamayanlar arasında mı olacak.
42. Melike gelince: Senin tahtın da böyle mi? dendi. O şöyle cevap verdi: Tıpkı o!  (Süleyman şöyle dedi): Bize daha önce (Allah'tan) bilgi verilmiş ve biz müslümanolmuştuk
43. Onu, Allah'tan başka taptığı şeyler alıkoymuştu. Çünkü kendisi inkârcı bir kavimdendi.
44. Ona: Köşke gir! dendi. Melike onu görünce derin bir su sandı ve eteğini yukarı çekti. Süleyman: Bu, billûrdan yapılmış, şeffaf bir zemindir, dedi. Melike de di ki: Rabbim! Ben  gerçekten kendime yazık etmişim. Süleymanla beraber âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum. 
45. Andolsun ki, "Allah'a kulluk edin!" (demesi için) Semûd   kavmine kardeşleri Sâlih'i gönderdik. Hemen birbiriyle çekişen iki zümre  oluverdiler. 
46. Sâlih dedi ki: Ey kavmim! İyilik dururken niçin kötülüğe koşuyorsunuz? Allah'tan mağfiret dileseniz olmaz mı? Belki size merhamet edilir.
47. Şöyle dediler: Senin ve beraberindekilerin yüzünden uğursuzluğa uğradık.  Sâlih: Size çöken uğursuzluk (sebebi), Allah katında (yazılı) dır. Hayır, siz imtihana   çekilen bir kavimsiniz, dedi. 
48. O şehirde dokuz kişi (elebaşı) vardı ki, bunlar  yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar, iyilik tarafına hiç yanaşmıyorlardı. 
49. Allah'a   and içerek birbirlerine şöyle dediler: Gece ona ve ailesine baskın yapalım (hepsini öldürelim); sonra da velisine: "Biz (Sâlih) ailesinin yok edilişi sırasında orada değildik, inanın ki doğru söylüyoruz" diyelim. 
50. Onlar böyle bir tuzak kurdular. Biz de kendileri farkında olmadan, onların planlarını altüst ettik. 
51. Bak işte,   tuzaklarının âkıbeti nice oldu: Onları da; (kendilerine uyan) kavimlerini de (nasıl)  toptan helâk ettik! 
52. İşte haksızlıkları yüzünden çökmüş evleri! Anlayan bir kavim için elbette bunda bir ibret vardır. 
53. İman edip Allah'a karşı gelmekten sakınanları ise kurtardık. 
54. Lût'u da (peygamber olarak kavmine gönderdik.) Kavmine şöyle demişti: Göz göre göre hâla o hayâsızlığı yapacak mısınız? 
55. (Bu ilâhî ikazdan sonra hâla) siz, ille de kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşacak mısınız?  Doğrusu siz, beyinsizlikte devam edegelen bir kavimsiniz! 
56. Kavminin cevabı sadece: "Lût ailesini memleketinizden çıkarın; çünkü onlar (bizim yaptıklarımızdan) uzak kalmak isteyen insanlarmış!" demelerinden ibaret oldu. 
57. Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık. Yalnız karısı müstesna; onun geride (azaba uğrayanların  içinde) kalmasını takdir ettik. 
58. Onların üzerlerine müthiş bir yağmur indirdik. Bu  sebeple, uyarılan (fakat aldırmayan) ların yağmuru ne kötü olmuştur! 
59.(Resûlüm!) De ki: Hamd olsun Allah'a, selam olsun seçkin kıldığı kullarına. Allah mı daha hayırlı, yoksa O'na koştukları ortaklar mı? 
60. (Onlar mı hayırlı) yoksa gökleri   ve yeri yaratan, gökten size su indiren mi? O suyla, bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği güzel güzel bahçeler bitirdik. Allah'tan başka bir tanrı mı var! Doğrusu onlar sapıklıkta devam eden bir güruhtur. 
61. (Onlar mı hayırlı) yoksa   yeryüzünü oturmaya elverişli kılan, aralarından (yer altından ve üstünden) nehirler akıtan, arz için sabit dağlar yaratan, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah'tan  başka bir tanrı mı var! Doğrusu onların çoğu (hakikatleri) bilmiyorlar.
62. (Onlar mı  hayırlı) yoksa darda kalana kendine yalvardığı zaman karşılık veren ve (başındaki)  sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hakimleri kılan mı? Allah'tan başka bir tanrı mı var!  Ne kadar da kıt düşünüyorsunuz! 
63. (Onlar mı hayırlı) yoksa karanın ve denizin karanlıkları içinde size yolu bulduran, rahmetinin (yağmurun) önünde rüzgârları  müjdeci olarak gönderen mi? Allah'tan başka bir tanrı mı var! Allah, onların  koştukları ortaklardan çok yücedir, münezzehtir.
64. (Onlar mı hayırlı) yoksa ilk baştan yaratan, sonra yaratmayı tekrar eden ve sizi hem gökten hem yerden rızıklandıran mı? Allah'tan başka bir tanrı mı var! De ki: Eğer doğru söylüyorsanız   siz kesin delilinizi getirin! 
65. De ki: Göklerde ve yerde, Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. Ve onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler. 
66. Hayır; onların ahiret hakkındaki bilgileri yetersiz kalmıştır. Dahası, bu hususta şüphe içindedirler. Bunun da ötesinde, onlar ahiretten yana kördürler. 
67. İnkârcılar dediler ki: Sahi,  biz ve atalarımız, toprak olduktan sonra, gerçekten (diriltilip) çıkarılacak mıyız? 
68. Andolsun ki, bu tehdit bize yapıldığı gibi, daha önce atalarımıza da yapılmıştır. Bu,  öncekilerin masallarından başka bir şey değildir. 
69. De ki: Yeryüzünde gezin de,  günahkârların âkıbeti nice oldu, görün! 
70. (Resûlüm!) Onların yüzünden  tasalanma, kurmakta oldukları tuzaklardan ötürü sıkıntı duyma. 
71. Onlar: Eğer doğru sözlü iseniz (söyleyin bakalım) bu tehdit ne zaman gerçekleşecek? derler.
72. De ki: Çabucak gelmesini istediğiniz şeyin (azabın) bir kısmı herhalde yakında başınıza gelecektir. 
73. Şüphesiz Rabbin, insanlara karşı lütuf sahibidir; fakat  insanların çoğu şükretmezler.
74. Rabbin elbette onların kalplerinin gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir. 

75. Gökte ve yerde göze görünmeyen hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta (levhi mahfuzda) bulunmasın. 
76. Doğrusu bu Kur'an,  İsrailoğullarına, hakkında ihtilâf edegeldikleri şeylerin pek çoğunu anlatmaktadır.
77. Ve o, müminler için gerçekten bir hidayet rehberi ve rahmettir. 
78. Rabbin şüphesiz, onlar arasında hükmünü verecektir. O, mutlak galiptir, her şeyi bilendir.
79. O halde sen Allah'a güvenip dayan. Çünkü sen apaçık hakikat üzeresin.
80. Bil ki sen ölülere işittiremezsin, arkalarını dönüp giderlerken sağırlara da dâveti  duyuramazsın. 
81. Sen körleri sapıklıklarından çevirip doğru yola getiremezsin. Ancak âyetlerimize inanıp da teslim olanlara duyurabilirsin. 
82. O söz başlarına geldiği (kıyamet yaklaştığı) zaman, onlara yerden bir dâbbe (mahlûk) çıkarırız da, bu onlara insanların âyetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler.
83.O gün, her ümmet içinden âyetlerimizi yalan sayanlardan bir cemaat toplarız da onlar toplu olarak (hesap yerine) sevkedilirler. 
84. Nihayet, (hesap yerine)  geldikleri zaman Allah buyurur: Siz benim âyetlerimi, ne olduğunu kavramadan yalan saydınız öyle mi? Değilse yaptığınız neydi? 
85. Yaptıkları haksızlıktan ötürü, (azaba uğrayacaklarını bildiren) o söz gerçekleşmiştir; artık onlar konuşamazlar. 
86. Dinlensinler diye geceyi (karanlık) ve (çalışsınlar diye) gündüzü aydınlık kıldığımızı görmediler mi? İman eden bir kavim için elbette bunda birçok ibretler vardır. 
87. Sûr'a üfürüldüğü gün, -Allah'ın diledikleri müstesna-, göklerde ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır. Hepsi boyunları bükük olarak O'na gelirler.
88. Sen dağları görürsün de, onları yerinde durur sanırsın. Oysa onlar bulutların yürümesi gibi yürümektedirler. (Bu,) her şeyi sapasağlam yapan Allah'ın sanatıdır. Şüphesiz   ki O, yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır. 
89. Kim iyilikle (ilâhî huzura) gelirse, ona daha iyisi verilir. Ve onlar o gün korkudan emin kalırlar. 
90. (Rablerinin huzuruna) kötülükle gelen kimseler ise yüzükoyun cehenneme atılırlar. (Onlara)   "Ancak yaptıklarınızın karşılığını görmektesiniz!" (denir). 
91. (De ki:) Ben ancak, bu şehrin (Mekke'nin) Rabbine ki, O burayı dokunulmaz kılmıştır- kulluk etmekle  emrolundum. Her şey de zaten O'na aittir. Bana müslümanlardan olmam " emredildi. 
92. "Ve Kur'an'ı okumam (emredildi). Artık kim doğru yola gelirse, yalnız  kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa ona de ki: Ben sadece uyarıcılardanım.
93. Ve şöyle de: Hamd Allah'a mahsustur. O, âyetlerini size gösterecek, siz de onları görüp tanıyacaksınız (ama artık faydası olmayacaktır). Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

hidayet akinci
00 20 12 472 14 93 akinci70@yahoo.com