MEZHEPLER VE DiNiMiZ

muminin mumtehine
esariler
mutezile
havaric
maturidiyye
sufiler
si`a (el isna asariye)
bahaiyye
ibadiyye
durziler
hristiyanlar
tansir cemaati
istisrak
baticilik
laiklik
masonluk
siyonistlik
yahudilik
islam tarihi
tevhidin manasi ve kisimlari
islam-iman ve rukunleri
kuran meali
bakara,beled,beyyine,buruc meali
casiye,cin,cuma meali
duha,duhan meali
enfal,en`am,enbiya meali
fatir,fatiha.fecr,felak
fetih,fil,furkan,fussilet
gasiye meali
hac,hadid,hakka,hasr,hicr
hucurat,hud,humeze meali
brahim ihlas ikra infitar insan
insikak insirah isra
kadir kaf kafirun kalem kamer
karia kasas kehf kevser
kiyamet kureys
leyl lokman
maide
maun mearic
muhammed
mutaffifin
mucadele muddesir
mulk mumin
muminin mumtehine
murselat muzzemmil
nahl nas nasr
naziat nebe necm
nisa nuh nur
rad rahman rum
sad saff saffat
sebe secde
sems suara sura
taha tahrim talak
tebbet tegabun tekasur
tekvir tevbe tin
tur
vakia
ameli mezheplerimiz

Muminun Suresi
Tefsir İçin Ayet Numaralarını Tıklayınız
Mekke'de nazil olmuştur. 118 âyettir.
Özellikle ilk âyetlerinde kurtuluşa eren müminlerin ibadetlerinden, ahlâki yaşayışlarından bahsedildiği için sûre "el-Mü'minûn" adını almıştır.

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm
Bismillâhirrahmânirrahîm
 
1. Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir; 
2. Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler; 
3. Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler; 
4. Onlar ki, zekâtı verirler;
5. Ve onlar ki, iffetlerini korurlar; 
6. Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (câriyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerden dolayı) kınanmış değillerdir. 
7. Şu halde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir. 
8. Yine onlar (o  müminler) ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler; 
9. Ve onlar ki, namazlarınadevam ederler. 
10. İşte, asıl bunlar vâris olacaklardır; 
11. (Evet) Firdevs'e vâris olan bu kimseler, orada ebedî kalıcıdırlar. 
12. Andolsun biz insanı, çamurdan  (süzülüp çıkarılmış) bir özden yarattık. 
13. Sonra onu sağlam bir karargâhta nutfe haline getirdik. 
14. Sonra nutfeyi alaka (aşılanmış yumurta) yaptık. Peşinden, alakayı, bir parçacık et haline soktuk; bu bir parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla insan haline  getirdik. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir.
15. Sonra, muhakkak ki siz, bunun ardından elbet öleceksiniz. 
16. Sonra da şüphesiz, sizler kıyamet gününde tekrar diriltileceksiniz. 
17. Andolsun biz, sizin üstünüzde yedi yol yarattık  Biz yaratmaktan habersiz değiliz. 
18. Gökten uygun bir ölçüde yağmur indirip onu arzda durdurduk. Bizim onu gidermeye de elbet gücümüz yeter. 
19. Böylece onun  (yağmurun) sayesinde sizin yararınıza hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Bunlarda sizin için birçok meyveler vardır ve siz onlardan yersiniz. 
20.  Tûr-i Sînâ'da da yetişen bir ağaç daha meydana getirdik ki, bu ağaç hem yağ hem de yiyenlerin ekmeğine katık edecekleri (zeytin) verir. 
21. Hayvanlarda sizin için  elbette ibretler vardır. Onların karınlarındakinden (sütlerinden) size içiririz. Onlarda sizin için birçok faydalar daha vardır; etlerinden de yersiniz. 
22. Onların üzerinde  ve gemilerde taşınırsınız. 
23. Andolsun ki, Nuh'u kavmine gönderdik ve o: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka bir tanrı yoktur. Hâla sakınmaz mısınız? dedi. 
24. Bunun üzerine, kavminin inkarcı ileri gelenleri şöyledediler: "Bu, tıpkı sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hâkim olmak istiyor. Eğer Allah (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki melekler gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık." 
25."Bu, yalnızca kendisinde delilik bulunan bir kimsedir. Öyle ise, bir süreye kadar  ona katlanıp bekleyin bakalım." 
26. (Nuh), Rabbim! dedi, beni yalanlamalarına  karşı bana yardım et! 
27. Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: Gözlerimizin önünde (muhafazamız altında) ve bildirdiğimiz şekilde gemiyi yap. Bizim emrimiz gelip de  sular coşup yükselmeye başlayınca her cinsten eşler halinde iki tane ve bir de, içlerinden, daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni  gemiye al. Zulmetmiş olanlar konusunda bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle  boğulacaklardır. 
28. Sen, yanındakilerle birlikte gemiye yerleştiğinde: "Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun" de. 
29. Ve de ki: Rabbim! Beni bereketli bir yere indir. Sen, iskân edenlerin en hayırlısısın. 
30. Şüphesiz bunda (Nuh ve kavminin başından geçenlerde) birtakım ibretler vardır. Hakikaten biz (kullarımızı böyle) deneriz. 
31. Sonra onların ardından bir başka nesil meydana getirdik. 
32. Onlar arasından kendilerine: "Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka bir tanrınız yoktur. Hâla Allah'tan korkmaz mısınız?" (mesajını ileten) bir peygamber gönderdik. 
33. Onun kavminden, kâfir olup ahirete ulaşmayı inkâr eden ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz varlıklı kişiler: "Bu, dediler, sadece sizin gibi bir insandır; sizin yediğinizden yer, sizin içtiğinizden içer." 
34. "Gerçekten, sizin gibi bir beşere itaat ederseniz, herhalde ziyan edersiniz." 
35. "Size, öldüğünüz, toprak ve kemik yığını haline geldiğinizde, mutlak surette sizin (kabirden) çıkarılacağınızı mı vâdediyor?" 
36. "Bu size vâdedilen (öldükten sonra yeniden dirilmek, gerçek olmaktan) çok uzak!"
37. "Hayat, şu dünya hayatımızdan  ibarettir. (Kimimiz) ölürüz, (kimimiz) yaşarız; bir daha diriltilecek de değiliz." 
38."Bu adam, sadece Allah hakkında yalan uyduran bir kimsedir; biz ona  inanmıyoruz."
39. O peygamber: Rabbim! dedi, beni yalanlamalarına karşılık bana  yardımcı ol! 

40. Allah şöyle buyurdu: Pek yakında onlar mutlaka pişman olacaklar!
41. Nitekim, vukuu kaçınılmaz olan korkunç bir ses yakalayıverdi onları! Kendilerini    hemen sel süprüntüsüne çevirdik. Zalimler topluluğunun canı cehenneme! 
42. Sonra onların ardından başka nesiller getirdik. 
43. Hiçbir ümmet, ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir. 
44. Sonra biz peyderpey peygamberlerimizi gönderdik. Herhangi bir ümmete peygamberlerinin geldiği her defasında, onlar bu  peygamberi yalanladılar; biz de onları birbiri ardından yok ettik ve onları ibret  hikâyelerine dönüştürdük. Artık iman etmeyen kavmin canı cehenneme! 
45. Sonra âyetlerimizle ve apaçık bir fermanla Musa ve kardeşi Harun'u gönderdik. 
46. Firavun'a ve ileri gelenlerine de(gönderdik). Onlar ise kibire kapıldılar ve ululuk taslayan bir kavim oldular. 
47. Bu yüzden dediler ki: Kavimleri bize kölelik  ederken, bizim gibi olan bu iki adama inanır mıyız? 
48. Böylece onları yalanladılar ve bu sebeple helâk edilenlerden oldular. 
49. Andolsun biz Musa'ya, belki onlar yola gelirler diye, Kitab'ı verdik. 
50. Meryem oğlunu ve annesini de (kudretimize)  bir alâmet kıldık; onları, yerleşmeye elverişli, suyu bulunan bir tepeye yerleştirdik.
51. "Ey Peygamber! Temiz olan şeylerden yeyin; güzel işler yapın. Ben sizin yaptıklarınızı hakkıyle bilmekteyim." 
52. "Şüphesiz bu (insanlar) bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir; ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise benden sakının"(denildi). 
53. Ne var ki insanlar kendi aralarındaki işlerini parça parça böldüler. Her gurup kendilerinde bulunan ile sevinip böbürlenmektedirler.
54. Şimdi sen onları bir zamana kadar gaflet ve sapıklıkları ile başbaşa bırak! 
55.Sanıyorlar mı ki, onlara verdiğimiz servet ve oğullar ile. 
56. Kendilerine faydalar  sağlamak için can atıyoruz? Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar. 
57. Rablerine olan saygıdan dolayı kötülükten sakınanlar;
58. Rablerinin âyetlerine inananlar; 

59.  Rablerine ortak tanımayanlar;
60. Ve Rablerine dönecekleri için yapmakta oldukları işleri kalpleri çarparak yapanlar;
61. İşte onlar, iyiliklere koşuşurlar ve  iyilik için yarışırlar. 
62. Biz hiç kimseyi gücünün yettiğinden başkası ile yükümlü  kılmayız. Nezdimizde hakkı söyleyen bir kitap vardır ve onlar haksızlığauğratılmazlar. 
63. Hayır, onların (o inkârcıların) kalpleri bu hususta cehâlet içindedir. Ayrıca onların bundan (bu şirk ve inkârcılıklarından) öte birtakım (kötü) işleri vardır ki, onlar bu işleri yapar dururlar. 
64. En nihayet, refah ve bolluk içinde olanlarını  sıkıntıya (veya azaba) uğrattığımızda, bakarsın ki onlar feryadı basarlar. 
65. Boşuna sızlanmayın bugün! Zira bizden yardım göremeyeceksiniz! 
66. Çünkü âyetlerim size okunurdu da, siz, buna karşı kibirlenerek arkanızı döner, geceleyin (Kâbe'nin etrafında toplanarak) hezeyanlar savururdunuz.
67. Çünkü âyetlerim size  okunurdu da, siz, buna karşı kibirlenerek arkanızı döner, geceleyin (Kâbe'nin etrafında toplanarak) hezeyanlar savururdunuz. 
68. Onlar bu sözü (Kur'an'ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, daha önce geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi? 
69. Yoksa Peygamberlerini henüz tanımadılar da bu yüzden mi onu inkâr ediyorlar? 
70. Yoksa onda bir cinnet olduğunu mu söylüyorlar? Hayır; o,  kendilerine hakkı getirmiştir. Onların çoğu ise haktan hoşlanmamaktadırlar. 
71. Eğer hak, onların kötü arzu ve isteklerine uysaydı, mutlaka gökler ve yer ile bunlarda bulunanlar bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şan ve şereflerini getirdik;   fakat onlar kendi şereflerine sırt çevirdiIer. 
72. (Resûlüm!) Yoksa sen onlardan bir  karşılık mı istiyorsun? Rabbinin vereceği daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en  hayırlısıdır. 
73. Gerçek şu ki sen onları doğru bir yola çağırıyorsun. 
74. Ahirete inanmayanlar ise, ısrarla yoldan çıkmaktadırlar. 
75. Eğer onlara acıyıp da içinde bulundukları sıkıntıyı giderseydik, iyice körleşerek azgınlıklarında direnirlerdi. 
76. Andolsun, biz onları sıkıntıya düşürdük de yine Rablerine boyun eğmediler, tazarru  ve niyazda da bulunmuyorlar. 
77. En nihayet üzerlerine, azabı çok şiddetli bir kapı açtığımız zaman, bir de bakarsın ki onlar orada şaşkın ve ümitsiz kalmışlardır! 
78. O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri yaratandır. Ne de az şükrediyorsunuz! 
79. Ve O, sizi yeryüzünde yaratıp türetendir. Sırf O'nun huzurunda toplanacaksınız.
80. Ve O, yaşatan ve öldürendir; gecenin ve gündüzün değişmesi O'nun eseridir. Hâla aklınızı kullanmaz mısınız! 
81. Buna rağmen onlar, öncekilerin dedikleri gibi  dediler.
82. Dediler ki: Sahi biz, ölüp de bir toprak ve kemik yığını haline gelmişken, mutlaka yeniden diriltileceğiz öyle mi? 
83. Hakikaten, gerek bize,  gerekse daha önce atalarımıza böyle bir vaadde bulunuldu; (fakat) bu geçmiştekilerin masallarından başka bir şey değildir! 
84. (Resûlüm!) de ki: Eğer biliyorsanız (söyleyin bakalım), bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir? 
85. "Allah'a aittir" diyecekler. Öyle ise siz hiç düşünüp taşınmaz mısınız! de. 
86. Yedi kat göklerin Rabbi, azametli Arş'ın Rabbi kimdir? diye sor. 
87. "(Bunlar da) Allah'ındır" diyecekler. Şu halde siz Allah'tan korkmaz mısınız! de.
88. Eğer biliyorsanız (söyleyin), her şeyin melekûtu (mülkiyeti ve yönetimi) kendisinin elinde olan, kendisi her şeyi koruyup kollayan, fakat kendisi korunmayan (buna muhtaç olmayan) kimdir? diye sor. 
89. "(Bunların hepsi) Allah'ındır" diyecekler. Öyle ise nasıl olup da büyüye kapılıyorsunuz? de. 
90. Doğrusu biz onlara gerçeği getirdik; onlar ise hakikaten yalancılardır. 
91. Allah evlât edinmemiştir; O'nunla beraber hiçbir tanrı da yoktur. Aksi takdirde her tanrı kendi yarattığını sevk ve idare eder ve  mutlaka onlardan biri diğerine galebe çalardı. Allah, onların (müşriklerin) yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir. 
92. Allah, gaybı da şehâdeti de bilendir. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden çok yüce ve münezzehtir. 
93. (Resûlüm!) De ki: "Rabbim! Eğer onlara yöneltilen tehdidi (dünyevî sıkıntıyı ve uhrevî azabı) mutlaka bana göstereceksen. 
94. Bu durumda beni zalimler topluluğunun içinde bulundurma, Rabbim!" 
95. Biz, onlara yönelttiğimiz tehdidi sana göstermeye  elbette ki kadiriz. 
96. Sen, kötülüğü en güzel bir tutumla sav. Biz onların yakıştırmakta oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz. 
97. Ve de ki: Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım! 
98. Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım, Rabbim!
99. Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip  çattığında: "Rabbim! der, beni geri gönder;" 
100. "Ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım." Hayır! Onun söylediği bu söz (boş) laftan ibarettir.  Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır.
101. Sûra üflendiği zaman artık aralarında akrabalık bağları kalmamıştır; birbirlerini de arayıp sormazlar. 
102. Artık kimlerin (sevap) tartılan ağır basarsa, işte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir. 
103. Kimlerin de tartıları hafif gelirse, artık bunlar da  kendilerine yazık etmişlerdir; (çünkü onlar) ebedî cehennemdedirler. 
104. Ateş   yüzlerini yakar; orada suratları çirkin ve gülünç bir halde bulunurlar. 
105. Size  âyetlerim okunurdu da, siz onları yalanlardınız değil mi? 
106. Derler ki: Rabbimiz! Azgınlığımız bizi altetti; biz, bir sapıklar topluluğu idik. 
107. Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha (ettiklerimize) dönersek, artık belli ki biz zalim insanlarız. 
108. Buyurur ki: Alçaldıkça alçalın orada! Bana karşı konuşmayın artık! 
109. Zira   kullarımdan bir zümre: Rabbimiz! Biz iman ettik; öyle ise bizi affet; bize acı! Sen, merhametlilerin en iyisisin, demişlerdi. 
110. İşte siz onları alaya aldınız; sonunda onlar (ile alay etmeniz) size beni yâdetmeyi unutturdu, siz onlara gülüyordunuz.
111. Bugün ben onlara, sabrettiklerinin karşılığını verdim; onlar, hakikaten  muratlarına erenlerdir. 
112. (Allah inkârcılara) "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?" diye sorar. 
113. "Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. İşte sayanlara sor" derler.
114. Buyurur: Sadece az bir süre kaldınız; keşke siz (bunu) bilmiş olsaydınız! 
115.   Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri  getirilmeyeceğinizi mi sandınız? 
116. Mutlak hakim ve hak olan Allah, çok yücedir.  O'ndan başka tanrı yoktur, O, yüce Arş'ın sahibidir. 
117. Her kim Allah ile birlikte diğer bir tanrıya taparsa, -ki bu hususla ilgili hiçbir delili yoktur- o kimsenin hesabı  ancak Rabbinin nezdindedir. Şurası muhakkak ki kâfirler iflah olmaz. 
118. (Resûlüm!) De ki: Bağışla ve merhamet et Rabbim! Sen merhametlilerin en  iyisisin.

Mumtehine Suresi
Tefsir İçin Ayet Numaralarını Tıklayınız
Medine'de nazil olmuştur.13 âyettir.Adını, 10, âyette geçen "imtehınû" kelimesinden almıştır. 
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm
Bismillâhirrahmânirrahîm
1.Ey iman edenler! Eğer benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak içinçıkmışsanız, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlara sevgi göstererek,  gizli muhabbet besleyerek onları dost edinmeyin. Oysa onlar, size gelen gerçeği  inkâr etmişlerdir. Rabbiniz Allah'a inandığınızdan dolayı Peygamber'i de sizi de  yurdunuzdan çıkarıyorlar. Ben, sizin saklı tuttuğunuzu da, açığa vurduğunuzu da en   iyi bilenim. Sizden kim bunu yaparsa (onları dost edinirse) doğru yoldan sapmış olur. 
2.Şayet onlar sizi ele geçirirlerse, size düşman kesilecekler, size ellerini ve  dillerini kötülükle uzatacaklardır. Zaten inkâr edivermenizi istemektedirler.  3.Kıyamet günü yakınlarınız ve çocuklarınız size fayda vermezler. Çünkü Allah  aranızı ayırır. Allah, yaptıklarınızı görendir.  4.İbrahim'de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek  vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: "Biz sizden ve Allah'ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah'a inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir." Şu kadar var ki, İbrahim  babasına: "Andolsun senin için mağfiret dileyeceğim. Fakat Allah'tan sana gelecek herhangi bir şeyi önlemeye gücüm yetmez" demişti. (O müminler şöyle dediler:) Rabbimiz! Ancak sana dayandık, sana yöneldik. Dönüş de ancak sanadır. 
5. Rabbimiz! Bizi, inkâr edenler için deneme konusu kılma, bizi bağışla! Ey Rabbimiz! Yegâne galip ve hikmet sahibi, ancak sensin.  6.Andolsun, onlar sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü arzu edenler için güzel birörnektir. Kim yüz çevirirse şüphesiz Allah, zengindir, hamde lâyık olandır. 7.Olur ki Allah sizinle düşman olduklarınız arasında yakında bir dostluk meydana getirir. Allah gücü yetendir. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir. 
8.Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik  yapmanızı ve onlara âdil davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah, adaletli olanları sever. 9.Allah, yalnız sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanız için onlara yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır. 
10.Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiği zaman, onları,  imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduklarını öğrenirseniz onları kâfirlere geri göndermeyin. Bunlar onlara  helâl değildir. Onlar da bunlara helâl olmazlar. Onların (kocalarının) sarfettiklerini (mehirleri) geri verin. Mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman onlarla  evlenmenizde size bir günah yoktur. Kâfir kadınları nikâhınızda tutmayın, sarfettiğinizi isteyin. Onlar da sarfettiklerini istesinler. Allah'ın hükmü budur.Aranızda O hükmeder. Allah bilendir, hikmet sahibidir. 11.Eğer eşlerinizden biri, sizi bırakıp kâfirlere kaçar, siz de (onlarla savaşıp) galip gelirseniz, eşleri gitmiş olanlara (ganimetten), harcadıkları kadar verin. İnandığınız  Allah'a karşı gelmekten sakının.
12.Ey Peygamber! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, iyi işi işlemekte sana karşı gelmemek hususunda sana  biat etmeye geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. 13.Ey iman edenler! Kendilerine Allah'ın gazap ettiği bir kavmi dost edinmeyin. Zira onlar, kâfirlerin kabirlerdekilerden (onların dirilmesinden) ümit kestikleri gibi  ahiretten ümit kesmişlerdir.

hidayet akinci
00 20 12 472 14 93 akinci70@yahoo.com